Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Tacirli Köyü Sitesi
ANASAYFAYA GİTMEK İÇİN TIKLA

Ferhat ÇİFTÇİ - Pamukkale Üniversitesi Elektrik-Elektronik mühendisliği

MAKALE      : 

                        KABİL’İN  ÇOCUKLARI

 

       Niye insanlar milletlere ayrılmışlar ki. Ayrılmayı bu kadar mı çok seviyor âdemoğulları niye kendisi gibi olmayan başka insanları ,kültürleri, milletleri yok etmeye çalışıyor ki ve yok olmayan kültürler,milletler,dilleri kendi dillerinden veyahut kendileri gibi olmasını istiyorlar. Bu duygu yani “tekleşme arzusu” insanlığı hep karanlığa sürüklemiştir. “Tek olma” duygusu hep acı sonla biten bir hikâyedir.Tarih hep bu hikayelerle doludur . Franco, Stalin, Musolini..vb bir çok kişi hep bu hikayeleri yazanlardandır. Eserleri ise geride bıraktıkları binlerce ceset başka bir şey değil.

   

      Biz her şeyi âdem babamız ve Havva anamızdan öğrendik, sevgiyi, saygıyı, nankörlüğü ve tek olma arzusunu ve onlarda evlatlarını tekleşme arzusuna kurban vermiş ilk anne babadır. Bir rivayete göre Hz. Âdem iki tane oğlu varmış birisi Habil diğeri ise Kabil. Kabil hep tek olama duyusunun verdiği kıskançlık, ihanet, yok etme duygularına sahip biri ve bu duyugularını tatmin etmek için kardeşi Habil’i seçer. Her fırsata kabili yok etmek veya onu kendisi gibi kin , nefret, … vb  duygulara  sahip olmasını ister; ama Habil bu duygulardan yoksundur. Habil’in kendisi gibi olmayacağını anlar ve zavallı Habil’i öldürür. “insan insanın kurdudur “ sözü bu olaydan sonra meydana gelmiştir bence.

       Kabil’in çocukları tarih boyunca bu sözü ispatlamışlardır ve nasıl mı ispatlamışlar diye bir soru mu takıldı kafanıza? Gelin tarihin karanlık sayfalarında seyahete çıkalım haklı olduğu mu göreceksiniz. Örnek mi istiyorsunuz işte halepçe katliamı , o gözü yaşlı küçük kız çocuğun  gözlerine bakın, ikna olmadınız mı ? İşte size cenin katliamı İsrailli askerlerin attığı bombayla tüm iç organları yere dökülen ve kafası on metre uzağa fırlayan bir yaşındaki küçük çocuğun cesedine bakın, yine mi ikna olmadınız? Bulgaristan'daki Türklerin ve yahut Türkiye deki Kürtlerin maruz kaldıklarına bakın. Ve Kabil’in çocukları insanlığı 18-20 yy da kan ve irine boğmuşlardır, iplerini bu yüzyıllarda koparmışlar ve tüm nefretlerini yine bu yüzyıllar da kusmuşlar. İnsanlığın en büyük ayıbı olan katliamlar, savaşlar, sürgünleri yine bu yüzyıllarda yaşanmıştır, katledilen Kürtler, Ermeniler, Filistinliler ve yetim kalan çocuklar, evlat acısıyla yanıp tutuşan gözü yaşlı anneler. Ve Kabil’in çocukları dünyanın neresine gitmişler ise manzara hep aynı olmuştur; savaş, katliam, gözü yaşlı analar, çocuklar…

     

      Modern Kürt edebiyatının kurucusu Mehmed Uzun‘un “Dicle’nin sürgünleri” adlı kitabında dediği gibi “melek-i tavus ölüm anında insana iki şekilde gözükür birincisi insanı baştan çıkaran bir güzellikle ikincisi ise kana susayan kanlı irinli bir canavar olarak gözükür ve maalesef Mezopotamya’ya hep bu ikincisi düşmüştür” ve maalesef tarihin bu ikinci tercih olmaktan kurtulamamış nice ülkeleri, bölgeleri, milletleri var Mehmed abi.

    

       Dünya öyle bir hale geldi ki haklı olmak suçların en büyüğü sayılıyor. Kendilerini “ne mutlu benim” diye ifade eden insanlar maalesef günah keçisi olmuşlar. Sebebi ise onlar gibi olmadıkları için.

      

        Kabil'in çocukları bu dünyayı yaşanmaz hale getirmişler. İnsanın kendini ilk olarak ifade ettiği anadilini konuşmak suçların en büyüğü olmuş.  “Tek olama” arzuları o kadar çok ilerlemiş ki ve o kadar kin dolular ki kendi anadilini, kendi kültürünü yaşamak isteyen insanları bir kaşık suda boğmak istiyorlar ve nitekim ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Sevme sanatına  karşı amansız bir savaş içindeler insanların bu mayayla mayalanmaması için her şeyi yapıyorlar. Dilim varmıyor ama ne yazık ki bunu başardılar. Kabil yaptıklarından pişman olmuş ve hep o pişmanlıkla ölüp ölüp dirilmiş ama Kabil’in çocukları aksine yaptıklarından zevk alıyorlar. Dünya bir gün düzelecek ama bizlerin yani hümanistlerin çok çalışması lazım çooooooooook.

                                                                                                    

                                                                                                             FERHAT ÇİFÇİ