Tacirli Köyü Sitesi ANASAYFAYA GİTMEK İÇİN TIKLA
Cemil ADIYAMAN-Kocaeli Ünv. Hukuk Fakültesi
1988 yılında Iğdır merkez tacirli köyünde doğdu. Beş yaşında iken ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etti. Alibeyköy İlköğretim okulundan Birincilikle mezun oldu. Şehremini anadolu lisesinden 2007 yılında dereceyle mezun oldu. Halen Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenimine devam etmektedir.
NERDESİN...!
Kokunu özledim
Ve sesini
Nerdesin,
Sana çok ihtiyacım var
Ellerin, ellerin nerde
Tut beni düşüyorum
Her yanım karanlık
Ve uçurumlar,
Kokunu özledim
Ve nefesini
Sesin çınlıyor kulağımda
Ben sana koşuyorum ama boşuna
Her yanım çevrilmiş,
Zincirlenmiş ellerim ve ayaklarım
Üşüyorum çok üşüyorum,
Korkuyorum
Sokaklar karanlık ve soğuk
Herkes yabancı,
Yağmur yağıyor sinsi ve alaycı
Bir orospu geçiyor yanımdan
Bir bakış fırlatıyor çaktırmadan
Gel desem gelecek
Ama aklımda sen
Nerdesin,
Kokunu özledim....
Ve sesin kulaklarımda
Cemil ADIYAMAN
HÂLET- İ RUHİYEMİZ ÜZERİNE
Anlatmak istediklerimi yazıya aktarmadan önce nasıl ve neden böyle bir yazma ihtiyacı duyduğumu açıklamak istiyorum. Aslında şimdi anlatacağım, epeyce bir süreden beri beni meşgul eden ve zihnimi bulandıran bir konu. Uzun bir süreden beri beni yoran bu konu üzerinde birkaç satır yazmak istiyordum.
İşte tam da bu sıralar Elif Şafak’ın “Siyah Süt” adlı son çıkardığı romanı okuyordum. Kitaba yeni başlamışken karşıma çıkan iki kelime bende nedense acilen bir şeyler yazma ihtiyacı doğurdu. Üstelik hakkında yazmak istediğim konu da zaten hâl-i hazır da, uzun bir süreden beri yazılmayı bekliyordu.
İşte bu iki kelime –halet-i ruhuye(Ruh Hali)- tam aradığım ilham kaynağıydı.
Ruhumuzun derinliklerini biraz irdelemek ya da başka bir açıdan ne kadar sığ olduğunu göstermek istiyorum. İnsan ruhunun sürekli gel gitler yaşadığı çok değişken ve esnek bir yapıya sahip olduğu çok açık bir gerçek. Ancak önemli olan bu gel gitler değil, önemli olan verdiğimiz tepkilerin ne kadar arkasında durabildiğimizdir. Duyarlılığımızın yeterince gelişip gelişemediği sorusu asıl önemli problem.
Çok karmaşık ve zıt duyguları bir arada yaşadığımız günümüz koşullarında çok zor da olsa olaylar karşısında daha duyarlı olmamız gerekli diye düşünüyorum. Her şeyi bir kenara bırakalım bu kendi kendimize karşı duymamız geren bir sorumluluk. Haberleri izlediğimiz anları kafamızda canlandırmak gerekirse, bir haber veriliyor; görüntülerde kan revan içinde kalmış, yaşama mücadelesi veren insanlar. Hepimiz derin bir acı duyuyoruz. Hemen arkasından gelen bir haber, milli piyango bu hafta rekora koşuyor ya da X takımı Avrupa da rakip tanımıyor. Ruh halimiz hemen değişiyor birkaç dakika önce izlediğimiz haberi asırlarca geride bırakıyoruz, hiç olmamış gibi yeni verilen habere odaklanıyoruz. Hal böyle olunca elimizden ruh halimizin arkasında durmak da gelmiyor. Her şey bir anda unutturuluyor. Çünkü tv. deki kanalın tek amacı var; o da reyting.
Bunu bir kenara bıraktık başka kanala geçtik. Bir aile dramı diye kocaman bir manşet atılmış. Hasta kadın iki özürlü çocuğuyla sokakta kaldı. Sözde yardım maksadıyla yayınlanan program aile için para topluyor. Dakikalarca yapılan duygu sömürüsünden sonra hemen yeni manşet; mutlu son. Kanalımızın haberinden sonra yapılan yardım çağırılarıyla aile yeni evine taşındı. İnsanlar dakikalarca ağlatıldıktan sonra bebeğin ağzına emzik verilircesine sevindiriliyor. İç içe geçen duygular, üzülmesi mi ağlaması mı gerektiğini bilmeyen ruh halleri. Hiç şüphesiz kanalın yaptığı yardımdan kat ve kat fazlasını kazandığı, yayından ve reytingden gelen, patronların cebine inen paralar başka bir tartışma konusu.Üstelik sistemi sorgulayan yok, ailenin sadece geçici olarak probleminin çözüldüğünü düşünen de yok. Gece herkes gönlü rahat ruhu ferah yatağında uykusuna dalıyor.
Her şey anlık yaşanmaya başlanıyor. Sevinçler üzüntüler iç içe geçiyor. Olaylar karşısında insanlar tepkisizleşiyor ya da kasten tepkisizleştiriliyor. Görünürde pek masum gözüken bu durum insanı belki de insan olmaktan çıkarıyor. İşte bu yüzden çok önemli olaylar karşısında duyarlı olmak ve halet-i ruhuyemizin tutarlı olmasını sağlamak.
İşin en kötüsü tüm insanlar duyarsızlığın ne kadar kötü bir şey olduğunu bilmelerine rağmen duyarsızlaştıklarının yada duyarsızlaştırıldıklarının farkında değiller.Bazen bir yazı bir film ya da fotoğraf tüm duygularımızı harekete geçirir, o anda inanılmaz yoğunlaşırız. Sanki dünyanın her yanında yaşananlardan biz sorumluymuşuz ve her şeyi biz değiştirecekmişiz gibi hissederiz. Ama biraz geçtikten sonra bir anlık yaşadığımız bu duyguların hepsi yok olur gider, arkasından yeller eser. Tıpkı Kenya da olanlar ve daha önce Ruanda’ da yaşanlar gibi. İlk izlediğimizde ne kadar etkilenmiştik oysaki şimdi televizyonlar bile bunların haberlerini yapma ihtiyacı duymuyorlar. Artık kendi ülkemizde yaşananlardan bile habersiz ve olaylara duyarsız bir halde yaşıyoruz. Sanırım hep birlikte daha duyarlı bir toplum olmayı başarabilirsek o zaman halet-i ruhuyemizin de nelere kadir olduğunu görebiliriz.. 22.03.2008
______________________________________
SÖYLEŞİ :
Cemil Adıyaman : Merhaba baba nasılsın
Mehmet Emin Adıyaman: Merhaba… İyiyim
Cemil Adıyaman: Kadir’in düğününe gidip geldin, düğün CD.sini izledim epey keyifli görünüyorsun halay başı çekmişsin epey oynamışsın keyifli geçmiş, İlyas dayımla karşılıklı tek oyun oynamışsınız?
Mehmet Emin Adıyaman: Evet oldukça keyifli geçti, eski günleri yaşadım. İnsan doğup büyüdüğü, içinde yaşadığı toplumda kendini daha mutlu his eder. Bu kalem kağıt neyin nesi ? dilinin altındaki baklayı çıkar. Gene ne tilkiler dolaşıyor kafanda
Cemil Adıyaman:İznin olursa seninle yaptığım bu söyleşiyi köyün sitesinde yayınlayacağım.
Mehmet Emin Adıyaman: Anlaşıldı…Beni gene eski günlere götüreceksin peki sor bakalım acemi gazeteci yamağı J)
Cemil Adıyaman : Bizim köyün sitesi çok güzel olmuş uzakları yakınlaştırdı Türkiye’nin hatta Avrupa’nın değişik yerlerinde bulunan dost ve akrabaları yakınlaştırdı, siteyi bilen her köylümüz günde mutlaka bir kez ziyaret ediyor. Bu çok güzel bir girişim adeta köyümüzde yaşar gibi his etmeye başladık. Köylülerimizle bu sayede hem iletişim kurmuş oluyoruz hem de ortak duygu, düşünce ve ruhu paylaşıyoruz. Böyle bir siteyi kurma fikri nerden doğdu nasıl yaptınız bu siteyi?
Mehmet Emin Adıyaman: Doğrusu bu önceden bilinçli bir tarzda tasarlanmış üzerinde fikir jimnastiği yaptığım programlı bir çalışma değildi. Bildiğin üzere mesleğim gereği bilgisayarı sık kullanmaktayım, yine mesleki çalışmam içinde internet kullanımı da önemli bir yer tutar. Büromda bir gün nette sörf yaparken İngilizce bir freeserver programla ile karşılaştım web tasarımı ve site kurmaya dair hiçbir alt yapım ve bilgim yoktu, amatörce sitedeki İngilizce direktiflerle hareket ederek verilen komutları yerine getirdim. Tabi komutları yerine getirirken aklımda köyün adına bir isim yazmak ve köyün tanıtımına yönelik bir düşünce oluştu. Komutların sonrasında karşıma hazır bir site geliverdi “www.tacirlikoyu.8m.com” artık karşımda hazır ve kurulu bir site vardı tek yapmam gereken şey sayfalar yapmak ve bir şeyler eklemekti. Kısacası deneme yanılma yöntemiyle basit tarzda da olsa bir site nasıl yapılır, nasıl yönetilir, basit bir takım HTML yazılımlarını ve kodlarını öğrenmeye başladım. Oldukça acemice ve amatörce bir başlangıçtı, yaptığım bu ilk site 50 mgb.hafıza alanına sahipti. Site tasarımı konusunda bilgilerim artıkça daha geniş alanlı serverlar armaya başladım ve 1000 mgb kapasiteye sahip şu an kullandığımız bedava serveri buldum. Amatörce çalışmam devam ettikçe ve ilk kurduğum sitenin ziyaretçileri de artıp mesajlar geldikçe daha çok motive oldum. Böylece gelen yazı, mesaj ve desteklerle hem bu alandaki bilgi ve tecrübem arttı hem de şevkim ve motivasyonum artı. Köylülerimizin bu sitede buluşmaları farklı coğrafyalarda da olsa aynı duyguları burada paylaşmaları beni oldukça mutlu etti. Dolayısıyla amatörce ve birazda merakla başladığım bir çalışmanın bu güzel neticeyi vermesi doğrusu benimde beklemediğim ilgi ve desteği görmesi işin önemini de bir bakıma bana kavrattı. Artık öyle bir aşamaya gelindi ki siteye köylülerimiz sahip çıkıp katkı ve emekleriyle hem renk kattılar hem de zenginleştirdiler. ben sadece siteye gelen köylülerimize ait yazı, makale, şiir, anı, mesaj haber, resim ve bu gibi güzellikleri sitede yayınlayan bir nevi aracı haline geldim. Artık sitede ben sadece düzenlemeyi ve yayını yapan bir aracıyım. Çünkü site köyün ortak sesi, duygusu ve çığlığı oldu bildiğin gibi asıl siteyi yöneten tüm köylülerimizdir,
Cemil Adıyaman : Köyümüz hakkında epey bilgiler var hangi köylümüzün nerede olduğu hangi şehirde yaşadığı yine hangi üniversitede hangi köylümüz var, bunun gibi epey bilgiler toplamışsınız mesela site sayesinde ilk defa bir çok köylümüzü tanımaya başladık. Üniversitede okuyan öğrencilerimiz hakkında bilgi sahibi olduk yine hangi köylümüzün şu an nerede olduğunu öğrenmiş olduk. bu bilgileri nasıl topladın.?
Mehmet Emin Adıyaman: Benim 18 yaşına kadar yaşamım köyde geçti ilk üniversite yıllarım sonra cezaevi süreci, akabinde askerlik ve yeniden üniversite süreci hep köyde geçti . Ayrıca üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre Iğdır’da avukatlık yaptım en önemlisi de 1994 ten beri İstanbul’a yerleşmiş olmama rağmen bildiğin gibi köyle hiç irtibatımı kesmedim neticede ben o köyün çocuğuyum ve köyümüzün tümü akrabalarımızdır. Dolayısıyla nerede olursak olalım bizim kökleriz o köydedir. Kaldı ki ilk çığlığım, ilk sevmelerim, ilk isyanlarım, ilk çocuksu kavgalarım, yani tüm ilklerimin başlangıcı köyümüzdür. Başka bir deyişle kişiliğimin, insani ve ahlaki tüm değerlerimin, benliğimin, sosyal, kültürel ve ahlaki olgunlaşmamın temelleri ordadır. Nasıl ki fırtınalara, yağmurlara depremlere ve tüm doğal etkilere karşı bir ağacı dik tutan şey onun kökleri ise bir insanında onurlu ve kişilikli olması, zorluklara karşı dik durabilmesi, üstün ahlaki değerlere sahip olabilmesi, ancak içinde doğup büyüdüğü toplumun tarihine ve kültürüne, derinliğine kök salmasına bağlıdır. Aksi halde en ufak bir sarsıntıda köksüz bir ağaç gibi devrilip gitmekten kurtulamaz. Bu bakımdan hep köyümüzle ilgili ve bağlantılı oldum. Köyde olup biten gelişmeleri hep yakından izledim. Kimlerin nerede olduğunu, hangi öğrencinin hangi üniversitede okuduğunu genel anlamda biliyordum ve takip ediyordum, bazı ayrıntılarda eksik bilgilerim vardı bu eksiklikleri gidermek içinde ilgili kişinin en yakın akrabalarından yaşlılardan bilgi toplamaya çalıştım tabi teknolojinin sunduğu imkanlar ortada bir telefonla bir çok kişiye ulaşmak ve bilgi edinmek artık çok kolay. Şu anda artık bilgi toplama konusunda bir sıkıntıda kalmadı çünkü siteye köylülerimiz sahip çıkarak bilgi akışı sağlıyorlar.
Cemil Adıyaman :Öyle güzel anlatınız ki gerçekten bizi biz eden insani tüm değerlerimizin oluşmasında köyümüzün yerini öyle güzel tarif ettiniz ki söyleyecek söz bulamıyorum. Biraz da çocukluğuna gidersek, bize çocukluğunuzun Tacirli köyünü anlatırmısın, nasıl bir köydü ?
Mehmet Emin Adıyaman: Bak şimdi bu yazıyı okuyan biri, beni tanımıyor ve yaşımı da bilmiyorsa beni köyün yaşlı bir dedesi sanacak, daha gencim oğlum böyle sorular sorma bak susarımJ ayrıca annen duymasın J
Cemil Adıyaman : Daha gençsin babacığım bunu biliyoruz ama gene de senin anlatımınla senin gözlemlerinle 30-40 yıl öncesinin köyümüzü tanımak güzel bir duygu olacak. Üstelik köyümüzde üniversiteyi ilk okuyanlardan biride sizsin bu anlamda da anlatacağın ilginç
şeyler vardır.
Mehmet Emin Adıyaman: Şaka yapıyorum tabiki zaman hızla akıyor ve toplumu dönüştürüp değiştiriyor toplumsal dönüşümden ve Türkiye’nin sosyo-ekonomik durumundan köyümüzde etkileniyor. Ben 47 yaşındayım yaklaşık olarak 6-7 yaşından beri köydeki gelişmeleri çok net hatırlıyorum çok şeyler değişti elbette ve değişimden etkilenmemekte mümkün değil, 40 yıl önceki köyümüzün sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel yapısı çok farklıydı hatta köyde yol, okul, su, elektrik yoktu bilinç ve bilgi birikimi de çok farklıydı. Köyden şehre at arabalarıyla gidip gelinirdi, sonraları traktörler tarıma girdi ve aynı zamanda köyle şehir arası dolmuş görevi de görüyorlardı.
Cemil Adıyaman : Biraz açarmısınız özelikle geçmişi bilmek bizler için çok önemli olacaktır.
Mehmet Emin Adıyaman :Öncelikle şunu belirtmeliyim ki köyümüz bu günkü gibi homojen değildi. Yani tamamen bir Kürt köyü değildi ilkokula başladığım yıllarda köyün yarısı Azeri idi yine değişik kabile ve aileler vardı. Dolayısıyla köyümüz daha canlı ve renkliydi. Düğünlerde, kına gecelerinde inanılmaz bir renklilik vardı. Sosyal yaşamda da ve günübirlik ilişkilerde de öyle. Kürt kültürü ve Azeri kültürünü aynı köyde bir arada gönüllü birliktelik içinde kardeşçesine yaşama ve bunu paylaşma bilinci oldukça gelişkindi. Kürt çocukları okula başlamadan önce Azerice yi öğrenir ve Azeri şivesiyle konuşurdu.Yine köydeki tüm Azerilerde Kürtçe bilirlerdi. Anlayacağın bizim yaştaki Kürt ve Azeri çocuklar aynı anda iki dili birden öğrenir ve konuşurdu. Yine köyde bir düğün olduğunda halaylar tutulur aynı anda hem Kürt hem Azeri oyunları bir arada oynanır, Kürtçe ve Azerice türküler birlikte söylenirdi. Her iki kültür bir arada yaşanırdı. İnanılmaz bir zenginlik müthiş bir dostluk, komşuluk, kirvelik en önemlisi de kardeşlik bilinci ve duygusu egemendi. Kına gecelerine istisnasız köyün tüm gençleri katılır delikanlılar damat evinde, kızlarda gelin evinde toplanır gece yarılarına kadar eğlenilirdi. Tabi bu eğlencelerin kendine has tatlı ve güzel yanları vardı. Mesela kına gecesi damat adayının sağdıçları o gece kimin tavuğunu, horozunu, hindi veya koyununu çalabildiyse afiyetçe o gece mideye indirilirdi, o gece hayvanı çalınan hiç kimsede darılmaz ve şikayet etmezdi bu bir nevi gelenekti ve herkes bunu bilirdi. Ertesi gün olay ballandırıla-ballandırıla anlatılır ve hayvanı çalınan şahıs kızdırılmaya çalışılırdı. Dolayısıyla kına gecesi herkes hayvanını çaldırmamak için tedbirini alırdı.
Cemil Adıyaman :Peki Azeriler neden köyden ayrıldı ? Yanılmıyorsam şu an 1-2 Azeri aile köyde kalmış göçlerinin sebepleri neydi.?
Mehmet Emin Adıyaman: En önemli sebep ekonomikti, ama sosyo-kültürel sebeplerde vardı hatta münferit bir takım etkenlerde oldu diyebiliriz.
Cemil Adıyaman :Aynı sebepler Kürtler içinde geçerli değimliydi.
Mehmet Emin Adıyaman: Tam olarak değil. Şöyle…Birincisi: Köydeki Azeriler yoğun olarak tarımcılık yapardı ve yerleşik bir hayatları vardı.Temel geçim kaynakları tarımcılıktı. Her ailenin belirli bir arazisi vardı ve ailenin arazisi çocuklar arasında bölüşülüp küçüldükçe tarıma dayalı ekonomi küçülüyor ve aileler geçinemez hale geliyordu. Dolayısıyla batıya çalışmak ve ailesini geçindirmek için mevsimlik işçi olarak çalışmaya gidilmeye başlandı. Akabinde ailelerini sürüklediler. Ekonomik durumu çok iyi olan ailelerde ticarete atılarak Iğdır merkeze yerleşmeye başladı. İkincisi: Azeriler, Kürt ailelere göre daha sosyal ve kentli bir yapıya ve kültüre yatkındı. Şehirlileşme eğilimleri daha güçlüydü.Yine hatırlıyorum İstanbul başta olmak üzere batı metropollerine Azeri gençleri daha yoğun bir ilgiyle çalışmaya gidiyordu. Şehirle dolayısıyla şehir kültürüyle daha erken tanışıyor ve kent kültüründen daha hızlı etkileniyorlardı. Doğal olarak şehir yaşamı onlar için daha cazip hale geliyor adeta şehirlileşiyorlardı artık köy yaşamına ve tarımcılığa geri dönmek istemiyorlardı böyle olunca da akabinde ailelerini de şehre götürüyorlardı. Üçüncü bir sebepte azda olsa bazı ailelerin göç etmesinde köyde gelişen bir takım münferit geçimsizlikler ve dargınlıkların etkisi oldu. Kürtlere gelince Azerilerden farklı olarak Kürt aileler hem tarımcılıkla hem hayvancılıkla uğraşmaktaydı. Ayrıca yarı göçebe bir yaşamları vardı. İlkbahar hayvanlarını yaylalara götürürlerdi, ailenin yarısı yaylaya gider hayvancılıkla uğraşır diğer yarısı köyde kalır tarımla uğraşırdı. Sınırlı aile arazisi çocuklar arasında bölünüp tarım ekonomisi küçülse bile alternatif yada ikinci bir alan olarak hayvancılıkta yapmaktaydılar. Yine Kürt aileler Azerilerin aksine kente, kent yaşamına çok yatkın değillerdi yoksul ailelerin çocukları İstanbullara işçi olarak çalışmaya gitmek yerine çobanlığı ve hayvancılığı tercih ederlerdi. Ancak belirtmek gerekir ki son 15-20 yıldır Kürtlerde yoğun olarak metropollere ve Iğdır’a göç etmiştir. Artık köyden kente göçü durdurmak mümkün değil. Göç sorunu Türkiye’nin genel bir sorunu ve ancak makro ekonomik politikalarla çözülebilir bir sorundur.
Cemil Adıyaman :Birazda ilkokul yıllarına gidersek o yıllarda okul ne anlam ifade ediyordu ve okumak ne kadar anlamlıydı?
Mehmet Emin Adıyaman: İlkokula başladığım yıllarda 1968 de köyümüzde tahta –barakadan okul vardı bu günkü okulun bulunduğu bahçedeydi genellikle bir veya iki öğretmen bulunurdu dolayısıyla birleştirilmiş sınıflar şeklinde öğretim yapılmaktaydı. Eğer iki öğretmen varsa bu kere 1.2.3 sınıflar bir arada 4.5 sınıflarda bir arada öğretim yaparlardı. Henüz ailelerde yerleşmiş güçlü bir çocukları okutma bilinci yerleşmemişti. Doğrusu ailelerde eğitim ve öğretimin önemi konusunda bir alt yapı olmadığı gibi köyde örnek alınacak protiplerde yoktu. Hatırladığım kadarıyla lisede okuyan öğrencilerde yok denecek kadar azdı. Sanırım bu dönemde Faik Kubilay lisede okuyordu ama evleri Iğdır’a taşındığı için zaten tanımıyorduk birde Hüseyin Bolluk lisede-yada ortaokulda okuyordu. Bahattin Çiğdem ve Bekir Demir ortaokula yeni başlamışlardı. Ancak üniversite bitiren veya okuyan yoktu. Sabri Çiçek vardı. Sanırım o dönemde yatılı okumuştu yüksek okulda okuyor yada bitirmişti ama köye gelip gitmediği için tanımıyorduk ve ailelerde bize tanıtmıyordu dolayısıyla bir örneğimiz yada özeneceğimiz ciddi bir protipimiz olmadığı gibi ailelerde okumaya teşvik etmiyordu, sanki hedef ilkokulu bitirmekmiş gibi ilkokul bittikten sonra ortaokula göndermiyordu. Üstelik ilkokula giden bir öğrencide yarım yamalak okula gönderiliyordu okul sezonu başladıktan 2 ay sonra gecikmeli gönderiliyorduk çünkü ekim-kasım ayına kadar davar otlatır, tarlalarda çalıştırılarak aileye yardım ediyorduk 4-5 aylık kış süresince okula giderdik nisan ayında tekrar okuldan alınır baharın gelişiyle birlikte davar otlatmaya gönderilirdik. Anlayacağın her sezon ortalama 5-6 ay okula gidebiliyorduk Tabi kızların durumu daha da vahimdi zira kız çocukları ilkokula dahi gönderilmiyordu. Azerilerde kız çocuklarının durumu nispetten iyiydi bir ölçüde kız çocukları ilkokula gönderiliyordu ama Kürtlerde durum çok daha vahimdi. Hatırladığım kadarıyla ilkokulda okuduğum dönemde Kürtlerden ilkokulda okuyan tek bir kız vardı. İbrahim Öztürk’ün kızı Gülizar vardı. Oda ilkokulu 2 yada 3. sınıfta bıraktı. Başka hatırladığım yok. Azeriler kız çocukları okutuyorlardı ancak buda ilkokulu bitirinceye kadardı. Ortaokula göndermiyorlardı. Tabi o dönemde ortaokula göndermekte kolay değildi. Ulaşım yok köyle Iğdır arası ulaşım at arabalarıyla sağlanıyordu. Ortaokulda okuyan bir öğrenciye şehirde ev kiralamak gerekirdi. Bir sürü masraf gerekiyordu bunlarda ciddi bir ekonomik külfetti maddi durumu iyi olmayan aileler çocukları zeki olsa da bu nedenle okutamıyordu.
Cemil Adıyaman :Bu durumda siz şanslı olanlardansınız bu şartlarda dahi okuyabildiniz.
Mehmet Emin Adıyaman: Evet doğru pek çok yönden şanslıydım. Öncelikle babam yönünden şanslıydım zira babam Medrese eğitimi görmüş ilahiyat alanında oldukça yetkindi bugünkü eğitim düzeyi ile İlahiyat fakültesi mezunu ile eşdeğer bir eğitim düzeyi vardı. Ve köyümüzde Cami imamı idi. Eğitim ve öğretimin önemini biliyordu ve beni sürekli okumaya teşvik ediyordu. Maddi imkanlarımızda nispeten elverişliydi. Ortaokul 1. sınıftan itibaren Iğdır da kiralık evlerde kalarak okuyordum, 1973 yılında ortaokula başladığımda Bahattin Çiğdem ve Bekir Demir liseye başlamışlardı yine Hasan Bolluk Ortaokul 2 veya 3 te okuyordu Hüseyin Bolluk üniversiteye hazırlanıyor yada veterinerlik Fakültesine yeni başlamıştı. Köyümüzden tanıdığım birinin Üniversitede okuması beni çok etkiliyordu artık bir protipim vardı özeneceğim biri vardı. Akabinde Bahattin Çiğdem ve Bekir Demir Eğitim enstitüsüne girdiler. Şimdiki eğitim fakültelerinin sınıf öğretmenliği bölümü o dönemde Eğitim enstitüsü idi. Böylece okuma ve üniversiteye gitme arzu ve isteğim daha da artı. Artık özeneceğim ve örnek alacağım ağabeylerim, protiplerim vardı.
Cemil Adıyaman :Önce üniversite sonra ceza evi süreci sonra askerlik ve çobanlık yapmışsın sonra yeniden üniversite hayatı? Neden tutuklandınız anlatırmısınız?
Mehmet Emin Adıyaman: 1973 yılında ortaokula başladığımda bir yıl öncesinde yani 1972 yılında kitaplarda okuduğunuz 12 mart askeri darbesi olmuştu. O dönemde Üniversite gençliğinin sol-siyasi önderleri Deniz Gezmiş ,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edilmiş, Mahir Çayan ve 11 arkadaşı Kızıldere’de öldürülmüştü. Türkiye’de ciddi bir sağ-sol ayrışması yaşanıyordu üniversite gençliği zıt siyasi kutuplara ayrılmıştı. Tabi ben küçük yaşlarda daha ortaokul öğrencisiydim bu gelişmelerin epey uzağındaydım ama o çocuk yaşımla anlamaya çalışıyordum. 2 yada 3 yıl sonrasında yani 1975-1976 yıllarında liseye başladığımda bu sağ-sol ayrışması artık liselere kadar inmişti. Lise öğrencileri arasında bile devrimci-milliyetçi ayrışması başlamış lise öğrencileri oldukça politize olmuştu, Türkiye’nin genel ideolojik ve politik gelişmelerinden doğrudan etkileniyordu. Lisede okuyan bir öğrencinin tarafsız kalması zordu sağ yada sol ideolojiden bir şekilde etkileniyor ve taraf oluyordu. Bende sol ideolojiden etkilenmiştim. Lise 2. sınıfa kadar Iğdır lisesinde okudum lise son sınıfta tasdiknameli olarak Kars Alpaslan lisesine devam ettim. Kars Alpaslan lisesinden 1979 yılında mezun oldum. 1980 de Van Eğitim Enstitüsü (şimdiki eğitim fakültesi sınıf öğretmenliği bölümüne ) girdim. Aynı yıl 12 eylül 1980 askeri darbesi oldu. Siyasi görüşlerim sebebiyle tutuklandım ve Erzurum Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde yargılandım 3 yıla yakın tutuklu kaldım. 1983 yılında tahliye oldum ve cezaevinden doğrudan askere götürüldüm. 18 ay Kıbrıs’ta sakıncalı piyade olarak askerlik yaptım.1984yılı sonunda terhis oldum köye geldim. Bu dönemde evliydim daha doğrusu lise 3 sınıfta evlenmiştim ve 2 çocuğum vardı. Van eğitim enstitüsüne tutuklandığımdan kayıt yaptıramamıştım. Askerden terhis olduktan sonra maddi durumumuz epey kötüleşmişti, 1985 yılını köyde çiftçilik yaparak geçirdim. 1986 da Erzurum un Aktoprak (Xeçkevan) köyünde çoban oldum 8 ay davar otlattım. Aynı yıl yeniden üniversite sınavlarına girdim ve hukuk fakültesini kazandım. 4 yıllık üniversite hayatından ve stajdan sonra 1992 yılında Iğdır’da serbest avukatlığa başladım. 1995 te İstanbul a nakil yaptım.Bildiğin gibi halen İstanbul’da serbest avukat olarak çalışmaktayım.
Cemil Adıyaman :Köyümüze yeniden dönersek, bizim köyün çevre köylerden ne gibi farklı özelikleri ve güzellikleri var ?
Mehmet Emin Adıyaman : Övünerek söylemeliyim ki bizim köy Iğdır’ın en barışık ve en adil köyüdür diyebiliriz. Geleneksel köy kavgaları, kan davaları gibi feodal sorunlar köyümüzde yaşanmamıştır. Ayrıca renkli bir yaşamı ve farklı kesimlerin bir arada kardeşçe yaşama kültürü oldukça gelişkindir. Bu anlamda Iğdır’ın örnek köylerinden biridir. Zaten tüm köylülerimiz bir şekilde iç içe geçmiş akrabadırlar. İyi ve kötü günlerde hep dayanışma içinde olmuşlardır. Bu özeliğini buralara kadar taşımıştır. İstanbul’da hala köylülerimiz Tacirlili olma bilinciyle dayanışma içindedir ve birbirlerini sahiplenmekte aileler arasında akrabalık ve dostluk bağları devam etmektedir. Kürdü, Azerisi, genci ve yaşlısıyla müthiş bir bağlılık ve saygı vardır. Ve aralarında güçlü bir dayanışma bulunmaktadır.
Cemil Adıyaman :Hala köyümüzün bir derneği bulunmamaktadır bu bir eksiklik değilmi ?
Mehmet Emin Adıyaman: Evet bu ciddi bir eksikliktir. Özelikle gelecek neslin kayıp olmaması ve aralarındaki akrabalık ve dostluk bağlarının gelişip güçlenmesi ve aynı köylü olma bilincinin devamı açısından dernek bir zorunluluktur. Kaldı ki günümüzde kurumlaşamayan hiçbir dayanışma ve bağlılık uzun süreli olamaz. Örgütlenmek her alanda güç katacaktır. Siyasi, ekonomik ve kültürel gelişimde önemli rol oynayacaktır. Sosyal yardımlaşma ve kültürel dayanışma metropollerde bir zorunluluktur. Dernekleşme konusunda düşünce düzeyinde tartışmalar var dilerim en kısa zamanda fiiliyata dönüşür ve bir dernek kurulur.
Cemil Adıyaman :Köye gidip geliyorsun bağlantın devam ediyor?
Mehmet Emin Adıyaman: Elbette fırsat buldukça köye gider gelirim tüm akrabalarım ve bir kardeşim hala köydeler ayrıca babam ve diğer kardeşlerim Iğdır merkezdeler. Ben her ne kadar İstanbul’da olsam da yüreğim orada. Zaten düşünsel ve ruhen de hiç köyden kopmadım. Kimliğimin ve kişiliğimin şekillendiği coğrafyadan nasıl kopabilirim ki, çocukluğum, ve gençliğim orada geçti her evi her sokağı her tarlayı tek-tek bilirim her köylümüzle bir anım bir güzelliğim vardır. Zaten tüm köylülerimiz akrabadır. Yani hepsi akrabamdır nasıl kopabilirim ki. Tarlalarında top oynadığım, yoncalarında kuzu otlattığım, bahçelerinden erik, bostanlarından kavun karpuz çaldığım, yazın su kanallarında yüzdüğüm, tıraktörle tarlalarını sürüp, kantara pancar taşıdığım, biçerle tarlalarını biçtiğim köyümü unutmam mümkün mü? Üniversitede okuduğum yıllarda bile yazın köye gelirdim, biçerimiz ve traktörümüz vardı yaz mevsimi boyunca buğday tarlalarını ve yoncalarını biçerdim. Güz mevsiminde ise traktörle tarla sürer yada kantara pancar taşırdım. Köyde biçmediğim buğday tarlası veya yonca tarlası yoktur. Nerede yaşarsak yaşayalım köklerimiz oradadır ve hala gıdamızı köklerimizden alırız. Unutmayalım ki köklerimizden koptuğumuz an geçmişle bağlarımız kapar ve geleceğimizi de kayıp ederiz.
Cemil Adıyaman :Yakın zamanda köye gittiniz nasıldı köyümüz?
Mehmet Emin Adıyaman: Evet 15 gün kadar önce gitmiştim bir hafta kadar kaldım. Bu arada yiğenimin de düğünü vardı. Benim için birazda nostaljik oldu. Eski günleri adeta yaşadım halay da oynadım, halay başı çektim. Hatta tek oyun dediğimiz karşılıklı Azeri oyunu oynadım. Adeta yıllar öncesini yaşadım. Bir an için sanki aradan geçen tüm zaman silinmiş, bıraktığım yerden devam ediyormuşum gibi bir duygu yaşadım, inanılmaz mutlu oldum, Yıllardır hiç bu kadar çok oynamamıştım. Çok güzeldi. Tüm akrabalar, dostlar, çocukluk arkadaşları, komşular, kirveler velhasıl hepsi sıcak içten ve tanıdık yüzler, inanılmaz bir mutluluktu. Çok güzel bir düğün oldu düşünsene bütün köylü katılım gösteriyor ve hepsi yıllarca bir arada yaşayan dost ve akraba insanlar 200-300 kişi bir arada halayda ele-ele, kol-kola aynı duygu , aynı coşku ve sevinci birlikte paylaşıyor inanılmaz bir duygudur. Bu duyguyu bu güzelliği büyük şehirlerde yaşayamazsın
Cemil Adıyaman :Köyümüzden epey öğrenci üniversitelerde okuyor ve bir kısmı mezun oldu ve ilköğretimden başlayarak tatlı bir rekabet var, çocuklar adeta birbirleriyle yarışırcasına okumaya çalışıyor diye duyuyoruz .
Mehmet Emin Adıyaman: Evet bu çok sevindirici ve onur verici bir durumdur. Gerçekten son 4-5 yıldır köyümüzde övünülecek düzeyde okuma ve üniversiteye girme çabası var ve her yıl 10-15 öğrencimiz üniversiteye girmektedir bende yakından takip ediyorum ve gurur duyuyorum üstelik güzel bölümlere yerleşiyorlar bu son derece umut vericidir. Unutulmamalıdır ki toplumları değiştirip dönüştüren, geleceğe hazırlayan ve ileri toplumlar düzeyine çıkaran en güçlü araç bilimdir. Üniversiteyi bitiren bir öğrencimiz elbette köye geri dönmeyecektir mesleğinin icabı Türkiye’nin değişik yerlerinde çalışacaktır. Burada önemli olan coğrafi uzaklık değildir. Eğer kendi aralarında örgütlenebilirlerse yani birbirleriyle dayanışma içinde olur, siyasal, sosyal, ekonomik bağlarını güçlendirip birbirlerine destek olurlarsa sadece köyümüz yada ilimiz düzeyinde değil ülke genelinde etkin bir güç haline gelebilirler. Burada asıl önemli olan birlik, dayanışma ve sahiplenme ruhunu geliştirmeleridir. Okuyan her öğrencimizin ileride köyümüze mutlak surette bir katkısı olacaktır. Eğitim ve öğretime azami düzeyde destek vermek gerekir. Hatta bu konuda ne yapabiliriz, üniversitede okuyan öğrencilerimize elbirliğiyle ne tür imkanlar sağlayabiliriz diye düşünmemiz ve çaba göstermemiz gerekir.
Cemil Adıyaman : Geleceğe dair umutlusun anlaşılan?
Mehmet Emin Adıyaman : Elbette geleceğin daha mutlu, daha eğitimli ve daha güzel olacağına dair hiç kuşkum yoktur. Eğitimli ve bilgili toplumunun daha özgürlükçü, demokratik ve barışçı bir toplum olacağı kuşkusuzdur. İnsanlığın yine insanlık için bırakacağı en büyük miras eğitimli bireyler toplumudur. Dilerim bilgi toplumunda köyümüz en erken yerini alır.
Cemil Adıyaman : Bu söyleşiyi sitede yayınlayacağım okuyacak olan köylülerimize bir mesajın var mı ?
Mehmet Emin Adıyaman : Tüm köylülerimize sevgi ve saygılarımı sunarım. Üniversitelerde okuyan öğrencilerimize başarılar diliyorum.
Cemil Adıyaman : Güzel bir söyleşi oldu teşekkür ederim babacığım.
Mehmet Emin Adıyaman : Sanada başarılar…

